Anti-Sosyal
Sürüden Ayrılan Koyun

In the wide world of dating, there are many options. Do you go for the flashy guy with the smooth smile, or the dude in the corner typing away on his laptop? The following are reasons why I think my fellow females should pay more attention to the quiet geeks and nerds, and less attention to the flashy boys.

1- While geeks and nerds may be awkward, they’re well-meaning 9 out of 10 times. That smooth dude with the sly grin and the spider hands? Wonder what HIS intentions are... plus, I’ve never had a geek guy not call me when he said he would. Score major points THERE.

2- They’re useful. In this tech-savvy world, it’s great to have a b/f who can make your laptop, desktop, and just about anything else that plugs into a wall behave itself.

3- They’re more romantic than they’re given credit for. Ok true, their idea of romance might be to make up a spiffy web-page with all the reasons why they love you, with links to pics of you and sonnets and such... but hey. It lasts longer than flowers, plus you can show your friends.

4- Due to their neglected status, there are plenty to choose from. You like ‘em tall and slender? There are plenty of geeks/nerds who are. You like ‘em smaller with more meat on their bones? Got that too.

5- They’ve got brains. Come on now, how can intelligence be a bad thing?

6- Most are quite good at remembering dates. Like birthdates and such, especially if they know it’ll make you happy. Due again to their neglected status, they’re more attentive than guys who “have more options”. Plus, with all that down time without a steady girlfriend, they’ll likely have mental lists of all the things they’d love to do once they GOT a girlfriend.

7- Sex. Yep. Sex. I’m not really familiar with this myself, but I’ve friends who’ve been intimate with geek guys and it’s raves all around. They say a virgin wrote the Kama Sutra... all that time thinking about sex, imagining sex, dreaming about sex, (they are male after all) coupled with a desire to make you happy? Use your imagination.

8- They’re relatively low-maintenance. Most can be fueled on pizza, Twinkies and Mt Dew. No complicated dinners needed here, so if you’re not the best cook, eh. Can you order a pizza?

9- Most frequent bars as often as slugs frequent salt mines. You won’t have to worry much about your geek guy getting his “groove” on with club hotties because, frankly, he’ll be too busy rooting around under his computer wondering where that spare cable went. You won’t have to worry about him flirting with other women because, 9 out of 10 times, he’ll zip right by them in a perfect b-line towards the nearest electronics store. I’ve seen this happen.
Me: “Eww. Victoria Secret’s Models... They’re so skinny. How is that feminine? You can see her ribs!”
Geek Guy: “ooooooo...”
Me: “Hey!” *notices he is staring lustfully towards the computer store*
Geek Guy: “What?”
Me: “Never mind...”

10- Although he may not want to go to every outing with you, you can arrange swaps, as in, you’ll go to his Gamer Con dressed as an elf princess if he’ll take you to the ballet. Plus, if he doesn’t want to go someplace with you, you won’t have to worry much about what he’s up to. You’ll probably come home to find him asleep on his keyboard in a sea of Mt. Dew cans with code blinking from the screen. It’s ok. He’s used to this. Just toss a blanket over him and turn out the light.

11- His friends aren’t jerks. I can’t stress this enough. You’ll more likely get “Omg! A GIRL!! Can I see?!” than “Hey hot stuff back that ass up here and let me get some grub on...” They’re awkward geeks too and will, 9 times out of 10, treat you with the utmost respect and, more than likely, a note of awe. A cute girl picked one of their clan to date? It could happen to them! Hope! Drag some of your single girlfriends over, open up a pack of Mt. Dew, crack open the DnD set and get working. Nothing impresses geek guys more than a girl who can hack-n-slash (well ok maybe if she can code... a geek can dream).

12- They’re rarely if ever possessive. They trust you, so you can be yourself around them. You like to walk around the house in a ratty t-shirt for comfort? He won’t care. He does too! They won’t get pissy if you don’t wear make-up or don’t want to bother primping your hair. If you gain a few pounds, they won’t try their best to make you feel like crap.

13- They’re usually very well educated. Physics majors and the like. See #5. You won’t have to listen to him blathering on about his car (ok maybe a little), he’ll have loads of other interesting things to talk about. Politics, world events, how much the chicken burgers down at the local place rock, so long as you douse them in hot sauce...

14- You’ll almost never have to hear, “Yaw dawg whazzap!!” plop out of their mouths. Unless it’s in jest. They spell properly, use correct punctuation, and are able to tell the difference between the toilet and the floor. They almost never get “wasted”, so you won’t have to worry about coming home to find him and his friends passed out on the floor amidst a pile of beer bottles. Mt. Dew cans, perhaps...

15- And the final reason why geeks and nerds make great boyfriends: They actually give a damn about you. Not how you look (though that’s a plus), not how skinny you are, not how much make-up you primp yourself up with, but they like you for you. That kind of thing lasts longer than “DaMN baby you got a fine ass!!!” Believe me.


craigslist.org

 

Bir Blogger kullanıcısı olarak bence Blogger’ın en büyük zafiyeti temalarının yetersizliğidir. Tutucudur Blogger, kendi düzeninden pek taviz vermez. Blogger’da en kolay yoldan Blogger’ın kendi standart temalarını kullanabilirsiniz. Ancak bu temalar oldukça düz olduğu için kısa bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlar. Hatta arama yaparken Wordpress temaları, Blogger şablonları diye görürsünüz daha çok, yani Blogger temalarının renklendirilmiş şablonlardan pek de bir farkı yoktur. Bir süre sonra, içinize sinmese de sırf değişiklik olsun diye beğenmediğiniz bütün Blogger temalarını elden geçirmeye başlarsınız. Her yeni temadan daha çabuk sıkılırsınız. Bir de etrafınızdaki Wordpress temalarını gördükçe Blogger’ın temaları iyice basit gelmeye başlar. Artık kendi imkanlarınız ve hayalgücünüz yardımıyla arkaplan ve banner’a eklediğiniz resimlerle farklı bir tema havası yaratmaya çalışırsınız. Ancak bu modifikasyonlar da uzun süre tutmaz sizi, manuel ayar yaptıkça sorun çıkar, hatta bazen öyle bir elinizde kalır ki, default temanıza sarılırsınız. O anda Wordpress temalarına olan ilginiz iyice artar. En düz Wordpress teması bile kaz görünür gözünüze, hatta Wordpress’e geçmeyi bile düşündüğünüz olur, ama vazgeçersiniz hep. Bu gibi durumlarda ya oturup üşenmeden bir Wordpress temasını Blogger'a uyarlamanız ya da üşenmeyen, çalışkan, takdir edilesi insanların sizin için uyarlamasını beklemeniz gerekir, ki uyarlayacakları temlara kendileri karar verdikleri için bu son derece sancılı bir süreçtir.

İşte böyle bir halet-i ruhiye içindeydim. Son mesajımı yazdığım günlerde yaptığım araştırmalar sonucunda beğendiğim bir Blogger temasına ulaşamamıştım. Blogger’a uyarlanan Wordpress temaları da pek iç açıcı durumda değillerdi, ben de bulaşmak istememiştim. Uzun süren yeni tema arayışı ve alternatif tema modifiyesi girişimleri sonucunda yine aynı temayla başbaşa kaldığımda durum iyice kabak tadı vermeye başladı, blog’umdan sıkılmaya başladım, ve Blogger hesabıma son girişimde olanlar oldu, “Artık yüzünü bile görmek istemiyorum” diye bağırarak hesabımdan son kez çıkış yaptım ve Firefox'umu hızlı bir mouse darbasiyle kapatıverdim köşesinden. O günden sonra tema aramayı uzun süreliğine bıraktım.

Daha sonra, yaz tatili, hızlı internet geceleri, yeni çıkan oyunlar, sabahlara kadar süren multi-player nöbetleri, bilişim fuarları, teknolojik ürünler, yeni hizmetler eşliğinde günler su gibi geçti, tatillere gittik, tatilleri böldük, oylar verdik, seçimler atlattık, anayasalar güncelledik, sınırları aştık, F16’lar kaldırdık, tanklar kondurduk derken, sonu gelmek bilmeyen internet atraksiyonlarıyla kendimi ezik bir netizen gibi hissetmeme neden olan kuzenim güzel temalı GeekUnited’ını kapatıp yine güzel bir temayla (evet herkesten önce ben gördüm!) doğacak olan GokberkCan.com’u açtı ve ben Web Tanrısı’nın unuttuğu yerde bir blog’umun olduğunu hatırladım.

Kendi isteğimle terketmiştim blog’umu, ancak yine de ebeveynsel sorumluluk duygusuna çalan, huşuyla karışık, yine de mütecessis bir tutumla, acaba şu anda ne durumdadır, kaç kişi tarafından ziyaret edilmiştir, kaç yorum yazılmıştır diye düşünmeden edemiyordum. Önce bir süre gidip geldim kendi içimde, ardından daha fazla dayanamayıp aylar sonra tekrardan hesabıma giriş yaptım. Önce Dashboard’um geldi önüme, bıraktığım gibi duruyordu, girdim, ayarlarımı tekrar gözden geçirdim, hafızamı tazeledim ve ufak bir tereddütle de olsa tekrardan şablon bölümüne girdim. Son derece gereksiz bulduğum, ancak Blogger’ın inatla kaldırmadığı Navigasyon çubuğundan kurtulmamı sağlayan koda sahip html sayfamı açıp blogumdan uzaklaşmama neden olan mevcut temamı gözden geçirmeye başladım. Bir anda aylar öncesini hatırlatan ruhsal bir dejavu yaşadım ve içinde bulunduğum hissiyattan bir an önce kurtulma isteğiyle, Blogger’a uyarlanan Wordpress temalarını araştırmak için tekrardan arama motoruma atladım. Motorumla yaptığım uzun ve yorucu yolculuğun sonunda tespit ettiğim belli Wordpress temalarını tek tek denemeye başladım ancak Blogger’a tam uyumun bir türlü sağlanamamış olması nedeniyle ortaya çıkan teknik sorunların ardı arkası kesimedi. Denediğim her yeni tema yükleme girişimi başarısızlıkla sonuçlandı, oluşan sorunları çözmeye yaklaştığım her an Blogger türlü cinlikleriyle yeni sorunlar yarattı.

Emeğimin boşa gitmesinin getirdiği gerginlik nedeniyle tam tekrardan vazgeçmeyi düşünmeye başlıyordum ki, bu kırmızı beyaz temayla karşılaştım. Kendisine verdiğim son şansta Blogger’ın arkasındaki ekip üzerimde uyguladığı sabır testini geçmiş olduğumu düşünmüş olmalı ki, temayı hemen hemen sorunsuz bir şekilde çalıştırabilmeme izin verdi. Temam, üstünde uyguladığım birkaç değişiklikten sonra hemen hemen tam uyum gösterdi, ilginç. Böylece aylardır pençeleştiğim tema kaynaklı blogofobiden kurtulmuş oldum. Jack Book’a da üşenmeyip yapamadığımı yaptığı için teşekkürü bir borç biliyorum. Herkese hayırlı olsun.

Blogger’a dışardan tema yükleyeceklere birkaç öneri:

1- Yeni temanızı yüklemeden önce mutlaka mevcut şablonunuzun kopyasını alın.
2- Arşiviniz haricinde blogunuzda bulunan link listelerinizin kopyalarını alın. Yeni temayı yüklediğinizde siliniyorlar.
3- Yüklediğiniz temanın optimum performansı sergilemesi için temayı yüklediğiniz kaynaktaki önerileri göz önünde bulundurun. Örneğin bu tür bir temada tarih-saat formunu, düzgün çalışması için önerilen şekilde ayarlamanız gerekebilir.
4- Çıkan sorunların sizi yıldırmasına izin vermeyin, sabırlı olun, hemen vazgeçmeyin. Temayla uğraşırken fonda “Eye of the Tiger” tercih edilebilir, faydalı olur.

 


Dünyada güzelliği için aptallığına katlanabileceğim tek kadın, ki aksine oldukça akıllıdır kendisi. Hatta, "Hem güzel hem akıllı kadın" diye birşey olamayacağına göre kadın diyemeyiz ona, farklı bir tür. Kendisinde abartılacak bir yan bulmadığını, ülkesinde kendisi gibi yüzlerce kadın olduğunu ısrarla belirtecek kadar da mütevazi. Brezilya değil, kesin başka bir gezegenden. Victoria's Secret meleklerinden Alessandra Ambrosio ya da sadece Ale. Bir de Adriana Lima'yla yan yana geldikleri zaman Voltron'ı oluşturuyorlar.

Fotoğraf: www.alessandraambrosio.com.br

 

Programınızı sadece bir kez görmüş olmama rağmen ikiniz de ilk gördüğüm andan beri aklımdan çıkmıyorsunuz. Devamlı sizleri ve sizin gibileri düşünüyorum. Sizlere, yüksek izninizle, birkaç sorum olacak.

Nasıl bir zihniyet yaş ortalamasını gençlerin oluşturduğu bir kanalda program yapma gibi bir şansa sahip olup, bu şansı bu kadar kötüye kullanabilir? Kendinizin ve diğer insanların özel hayatlarını kirli ağızlarınıza sakız edip acınacak halinizle aklınız sıra onlara nasihat ettiğinizi sanarak yaşamak nasıl bir duygu? Yozlaşan gençliğin önde giden temsilcilerinden olmak ve gençliğin yozlaşmasına katkıda bulunmak ne kadar acı veriyor?

Orada neyin üstünde, ne amaçla oturduğunuzu, otururken aklınızdan neler geçtiğini merak ediyorum. Bu ülkenin aklı başında insanlarının sizi orada kendinizi küçük düşürürken gördüklerinde ne düşündükleri hakkında bir fikriniz var mı? Daha doğrusu bu tür insanlar bir nebze de olsa umrunuzda mı? Ülkenin geleceğini oluşturacak gençlere örnek olma şansına sahip sizler, onları nasıl etkilediğiniz hakkında düşünmeye ne kadar zaman ayırıyorsunuz?

Ben de öyle düşünmüştüm... En acısı da sizin gibi gençlerin hızla yozlaşmasını üzülerek izleyip hiçbir şey yapamamak. Ülke, gençlik, onur, gurur, haysiyet ve Türkçe üzerinde düşünmeniz gereken kavramlar. Reddediyorsanız size harakiri yolunu öneriyorum.

Umarım bunu, size gelen en olumlu ve yapıcı eleştirilerden biri olarak algılarsınız ve gözleriniz kapalı içinde sürüklendiğiniz kirli nehrin sizi, bizi nereye götürdüğü hakkında düşünmeye biraz zaman ayırırsınız.

 

Dön Artık

By Anti-Sosyal


Optimus Prime ölmüştü. Decepticonların hain lideri Megatron öldürmüştü onu. Çocukluk yıllarımın bunalım dönemiydi.

O' nun anısına...

The Name Of A Leader

There's a leader, a wise one, with courage and heart,
he's been fighting the battles the evil ones start.

He's brave under fire, he cares for his own,
when with him you are never alone.

He has bright eyes of blue, that sparkle and shine,
they display a being unwearied by time.

He's no human being, not of flesh nor of bone,
his mighty steel hands shine a light of their own.

He stands 30 feet tall, red, white, blue, and chrome,
made of gears and components, a soul of his own.

He's the king of the road, the cream of the crop,
no missile nor rocket will cause him to stop.

He's a leader, a being, a very true friend,
he'll fight till he falls, he won't quit till the end.

His name rings like music, of power and song,
it strikes fear in the hearts of those who do wrong.

It starts with a O, and ends with an E,
it's Optimus Prime, who else would it be?

Lyndsay E. McClein
(Botcon 97 Magazine, page 10)

Ancak, onun asla ölemeyeceğini haykıran içimdeki ses "Optimus Prime ölmez Autobotlar bölünmez." gerçeğini doğruladı. 4 Temmuz 2007' de tekrar yeryüzünde.

http://www.transformersmovie.com/

 

Muammer Güler'e Öneri

By Anti-Sosyal

Bilindiği gibi dünyada iki kıtada birden yer alma özelliğine sahip olan tek şehir İstanbul. Ancak bu özelliği pek de etkili bir şekilde kullanamıyoruz. Yine dün akşam Boğaz Köprüsü'nden geçerken, üstünde “Welcome to Asia” yazan sağ taraftaki ufak tabela çarptı gözüme ve kendi kendime şehrin bu eşsiz özelliğini neden daha fazla gözler önüne sermediğimizi sormama sebep oldu.

Mesela köprüden geçecek olan bir turisti düşünün. Üstünde “Welcome to Asia” yazan o küçük tabeladan ne kadar etkilenebilir ki? Ama bir de, köprülerin girişinde bizi karşılayan, köprünün genişliğinde, yola altından geçerek devam ettiğimiz, modern ve rengarenk Türk motifleriyle süslü dev bir karşılama panosu yerleştirildiğini ve köprülerin biraz renklendirildiğini düşünün...

Bu işin ne kadar bir maliyeti olabilir ki? İki köprüye yerleştirilecek alt tarafı dört tane tabela. Hem ekstra vergi almak için bir bahaneniz daha olur, boya vergisi. Bu, şehri daha etkili bir şekilde pazarlamak için hem çok basit hem de etkili bir yol olacaktır.

Zamanında elin İtalyan ressamı Boğaz Köprüsü'nü boyama talebiyle gündeme geldi, izin vermediniz. Bari siz birşeyler yapın. Aklınıza birşey gelmiyor mu? Alın size öneri. İstedikten sonra reklam yapmak o kadar da zor değil, niyet önemli.

 

Şiir Yazdım

By Anti-Sosyal

Deneme amaçlı bir şiir yazdım. İçimden geldiği gibi. Edebi unsurlara pek dikkat etmedim. O yüzden Can Dündar şiiri gibi oldu :) En başta belirteyim, şiirdeki karakter tamamen hayali olup benimle bir alakası yoktur. Başlıyoruz, ama önce bir başlık koymam lazım şiirime. Ne olabilir? Düşün düşün... tamam buldum.

Düşün düşün

Kafam dağılsın diye çıktım ama hava da soğukmuş.
Neyse biraz dolaşıp dönerim zaten.
Aklımda bu kadar şey varken nasıl dağılacaksa kafam.
İçine ettiğimin okulu yetmiyormuş gibi bir de ödev doldurdular yine.
Her hoca da ayrı ödev veriyor.
Anlamıyorum ki, sanki birtek onların dersine giriyorum ben.
Aman boşver ne kadar kaldı ki şurda...
Bir ara yaparsın işte...
Ne ara yapacaksam o kadar ödevi...
Yaparsın yaparsın...
Düşüncesiz insanlar, sanki tek sorunum okul benim.
Poff... Daha iş bulup para kazanmak var.
Ulan şeytan diyor bırak okulu ver kendini iş hayatına.
Bir yerden başlamak lazım sonuçta, niye okulla zaman kaybedeyim ki...
Mezuniyet derdi öyle bir kör etmiş ki gözümü,
Hepten unutmuşum iş hayatını...
Sanki mezun olunca emekli olacakmışım gibi.
Eee... Normal tabi finallerin kokusu gelmeye başladı,
Yumurta kapıya doğru yaklaştı.
Sınavdan bir gece önce tarih yazmaya başlarsın artık.
Hass*ktr! Tarih demişken, daha uygarlık tarihi sınavım var verilecek.
Zaten karı da takmış bana...
Hay ben böyle okulun da dersinin de...
Neyse artık yapacaksın işte bir şeyler.
Ne yapacaksan o kadar zamanda...
Aman ya...
Sıkıldım uğraşmaktan.
Hayatım okul oldu,
Kendi dertlerimi unuttum, yeter yahu!
Sanki tek derdim okul.
Doğru ya!
Ulan neredeyse unutacaktım,
Bir o eksikti zaten bu kadar şeyin arasında.
Ama ben ne yapayım artık...
Zaten kafam dolu zaten gerginim bu aralar...
Yaptık bir eşşeklik işte.
Acaba cidden kırılmış mıdır bana?
Daha onun gönlünü almam lazım.
Ne yapsam ne yapsam?
Çiçeğin yetmeyeceği kesin.
Güzel bir sürpriz mi ayarlasam?
Şöyle onun seveceği birşeyler.
Ne bileyim işte,
Güzel bir yerde yemek falan.
Şimdi de eli cebe atmak gerekecek.
O kadar da para biriktirdim almayı planladığım kamera için.
O parayı mı harcasam acaba?
Ulan bir gönül alacaz alt tarafı,
Bu kadar pahalı mı olmak zorunda?
Eee.. Onu eşşeklik ederken düşünecektin...
Bok mu vardı da selam verdin o kıza!
Selam vermeseydim de ne yapsaydım?
Her gün sınıfta gördüğün kız,
Bir de güzel aksi gibi...
Kıskandı tabi...
Ulan çıka çıka da o çıktı karşına.
Harbi küçük bu dünya...
Hatta bazen o kadar dar geliyor ki boğuluyorum.
Astronot olmak var.
Atla kapsüle doğru uzaya...
Sessiz sakin...
Kimse de yok, kafa dinlersin işte.
Hatta yer çekimi de yok sarkma da yok hehe.
Ne olurdu ki burda da biraz az olsaydı şu yer çekimi.
Şimdi bir zıplamaya evdeydim.
Zar zor yürüyorum zaten, şu yere bak...

Yer?
Aaa.. Kar yağmış!

 

İnsanları Kemalizm' den soğutmak amacıyla kurulmuş bir tarikat olsalardı ancak bu kadar başarılı olabilirlerdi. Atatürkçü Düşünce blogundan söz ediyorum. 10 Aralık tarihinde Atatürkçü Düşünce blogunda Türkçe’ ye daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini anlatan bir yazı yayımlamışlar, kuzenim de o yazıda da dahi olmak üzere birçok dilbilgisi ve imla hatası olduğunu belirten bir yorum yazmış. Ancak eleştirilmeye gelemeyen, Atatürk' ü Hitler ile karıştıran, sözde demokrat bağnazlar, kuzenimin yaptığı yorumu kırpıp kendi düşüncelerine uygun bir hale getirmişler. O da yetmemiş bir de kuzenimin ağzından (ki ortada açık bir üslup farkı var) kendi lehlerine yorum yazmışlar. Bloglarına bir yorum da ben eklemek istedim ancak kesin bunu da kendi lehlerine değiştirirler diyerek yorumumu Geek United' a yazdım. Bu ahlaksızlık örneği ile ilgili yazıları ve yorumları alttaki linklerden okuyabilirsiniz.

Geek United: Yazılan yorumu değiştirmek. Demokrasidir?
Budalaca.Blogspot: Ben yokken... O bu şu, bir de aptal blogcular...

 

Kitap Tavsiyesi

By Anti-Sosyal

Zombiden Kurtulma Rehberi
Yaşayan Ölüye Karşı Tam Koruma

Dünyada işler pek de yolunda gitmiyor. Amerika başta olmak üzere birçok ülke çevirdiği gizli işlerle yeterince huzursuz ediyor beni. Nükleer savaş kapımızda. Bu yüzden, artık deprem gerçeğinin yanı sıra, yaklaşan zombi tehlikesinin de farkına varmak ve gerekli hazırlıkları yapmak lazım. Bir düşünün, ya Resident Evil'ın gerçek hayata geçmesi yakınsa? Ya bundan sonraki ilk şafak Ölülerin Şafağı olacaksa? Hayatta karşımıza ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, o yüzden evde bir tane bulunması iyi olur diye düşündüm ve hemen siparişimi verdim. Zombiden Kurtulma Rehberi - Yaşayan Ölüye Karşı Tam Koruma. Kitabı bugün okumaya başladım. Max Brooks' un hazırladığı kitap değerindeki rehber gerçekten oldukça pratik ve yararlı bilgilerle dolu. 10 temel derste zombi saldırısından kurtulma üzerine kurulu olan kitapta, zombi psikolojisini anlamaktan en etkili silah ve savunma şekillerine kadar bilmeniz gereken herşey mevcut.

Detaylı bilgi:

Complete Protection From the Living Dead

The Zombie Survival Guide is your key to survival against the hordes of undead who may be stalking you right now. Fully illustrated and exhaustively comprehensive, this book covers everything you need to know, including how to understand zombie physiology and behavior, the most effective defense tactics and weaponry, ways to outfit your home for a long siege, and how to survive and adapt in any territory or terrain.

Top 10 Lessons for Surviving a Zombie Attack

  1. Organize before they rise!
  2. They feel no fear, why should you?
  3. Use your head: cut off theirs.
  4. Blades don’t need reloading.
  5. Ideal protection = tight clothes, short hair.
  6. Get up the staircase, then destroy it.
  7. Get out of the car, get onto the bike.
  8. Keep moving, keep low, keep quiet, keep alert!
  9. No place is safe, only safer.
  10. The zombie may be gone, but the threat lives on.
Don’t be carefree and foolish with your most precious asset—life. This book is your key to survival against the hordes of undead who may be stalking you right now without your even knowing it. The Zombie Survival Guide offers complete protection through trusted, proven tips for safeguarding yourself and your loved ones against the living dead. It is a book that can save your life.

Kaynak

 

Televizyonu kitaba tercih eden bir toplumuz. Televizyonlarımız 24 saat açık evlerimizde. En çok reyting alan programlar da, televizyonlarımızın kanayan yarası, sabah programları. Okulda olmadığım haftasonları gözlemleyebildiğim (-ebilmek eki kullanıyorum tahammül söz konusu olduğundan) kadarıyla sabah programları artık akşama kadar devam etmeye başlamış. Bir nevi sabah-öğle-akşam programları haline gelmişler. Çizgi filmlere bile yer kalmamış artık gün içinde. Hatta bir de geceleri tekrarları olduğunu farkettim bu programların. E tabi duyarlı yayıncılar sabahları çalışan insanları da düşünmüşler, yararlı içeriklerini kaçırmamaları için.

Şu anda saatim neredeyse 17:30 ancak hala Semra Hanım dedikleri insanı görüyorum özel bir kanalda. Tabi ben onu insan olarak görüyorum, programı hazırlayanları bilemem. Onlar için köpek dövüşlerinden farksız olmalı programları. Ama gördüğüm kadarıyla Semra Hanım şu anda bağlı, kulise almışlar dinlendiriyorlar.

Bir de bu programlarda işlenen konuları milli mesele haline getirmiş insanlar görüyorum. Bazılarının artık kaybedecek birşeyi olmamalı ki, hergün demirbaş şeklinde oturuyorlar canlı yayın tribünlerinde. Program süresi boyunca yaptıkları ateşli tezahüratları da buna dahil.

Bir de benim bildiğim, Batı' da psikoloğa gider insanlar sorunları için, bizde ise sabah programlarının canlı yayınlarına katılıyorlar "isim vermeden". Sorunlarına canlı yayında çözüm arıyorlar, 70 milyon eşliğinde.

Bana normal gelmiyor bu olanlar. Ancak, Radyo Televizyon Gazeteciler Derneği' nin geleneksel "Radyo Televizyon Oskarları" için layık gördüğü programlardan bazılarını görünce "Ben mi fazla abartıyorum?" diye düşünmeye başladım, şöyle ki:

Müzik Eğlence Programı: İbo Show - (Reyting için, 50 yaşından sonra Hülya Avşar' a aşık olduğunu hatırlayan İbrahim Tatlıses' in eğitim hakkındaki yorum ve önerileriyle dolu olan program)

Yarışma Programı: Ya Şundadır Ya Bunda
- (Mehmet Ali Erbil' in reyting için, soytarı haline getirip, pijamayla yayına çıkardığı zavallı insanlardan bir tanesinin pijamasını indirmesiyle yayından kaldırılan program)

Magazin Programı: Canlı Canlı - (Reyting için, sunucuları Gül Gölge' nin göğüslerini kamera lensinin içine sokan program, hatta bu program başlamadan önce +18 ve "Olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar" logoları da beliriyor ekranda.
RTGD' den tam destek yani magazine)

Özetle, bir arkadaşımın da dediği gibi, tek kanallı TV istiyoruz. Tek kanal önerilerim: CNBC-e - NTV. Hem siteleri de Firefox destekli.